31 Aralık 2009

Yılbaşında ne mi yapıyorum?

Sanki zorunluymuşum gibi kendimi eğlendirmeye çalışmıyorum.
■ ''Ne giyicem? Nerde eğlenicem?'' gibi soruları kafamdan atıyorum.
■ ''Yılbaşında ne yapcaksın?'' sorusunu soran bünyelere; ''Bilmem, uyurum belki.'' cevabını vererek onların şaşırmasını sağlıyorum.


''3...2...1....'' Aynısı geçen sene de olmuştu, önceki sene de. Değişen sadece sayılar, olan olaylarsa hep aynı. Mesela, 1 Ocak'ta aniden küresel ısınma falan durmayacak. Böyle garip garip şeyler.

28 Aralık 2009

Doğarken Nihat ardında tepelerin...















''Nihat Doğan sakal gibidir, kestikçe daha gür çıkar.''

Doğru söylemiş, hiç kınamayalım bence. Ne kadar; ''Yürüsün gitsin işine!'' desek de adam her yerden çıkıyor işte al.

O yüzden kendisine şöyle seslenmek istiyorum;
Büyük felsefeci, ünlü düşünür, usta müzisyen sayın Nihat Doğan... Ülke dışına yerleş ki tüm dünya senin bu birikiminden faydalansın. Ama ülke dışına yerleş yani, kendi iyiliğin için yap bunu.

Böyle deyince daha gür çıkmaz diye düşündüm. Hani belki bi umut.
Neyse ben gidiyim...

27 Aralık 2009

20.
















İ
yi ki doğmuş muyum bilemiyorum ama 20 yıl önce bugün doğmuşum işte. 20 yaşına girmek kulağıma tuhaf geliyor şimdilik, zamanın bu kadar çabuk geçmesi ve herşeyin birden eskimesi falan...

Neyse, pasta yemek lazım bugün, doğum günlerini benim için anlamlı kılan tek şey pastadır gerisi boş. ^.^

(bkz.80'lerin 90'lara bağlanmasına 4 gün kala doğmak)

26 Aralık 2009

Sanal bebek.













Burda hepimiz 01011100'lardan ibaretiz aslında. Bazen düşününce, ''Sanal bebek bile daha gerçekti.'' diyorum. ''En azından elle tutulabilirliği vardı.''

Diğer taraftan da duygular var tabii, onları da tam tersine elle tutamıyoruz ama hissediyoruz işte.

Tuhaf şeyler hep bunlar.

24 Aralık 2009

Sevgili bulunca evrim geçiren insan.














Baştan söyleyeyim sizi cidden anlamıyorum. Nasıl bir değişiklik oluyorsa artık o ''aşk'' sırasında, her şeyi sallayıp yalnızca bir şeye odaklanıyorsunuz, çok tuhaf geliyor bana o işte.

Aslında bir bakıma haklısınız. O kadar yapmacıklık, kıza/erkeğe yapılan yavşaklık, karakterden taviz vermeler sonucunda o kişiyi elde etmişsiniz, doğal olarak da onu kaybetmemek için bazı şeylerden feragat etmeniz lazım. O bazı şeyler genelde arkadaşlar ve gerçek karakteriniz oluyor. Hmm karakter demekte biraz tereddüt ettim ama neyse.

Mesela arkadaşlarıyla gayet ''asarım, keserim, höhöyt, hoyda bre!" şeklinde konuşan tip, sevgilisinin yanına gidince süt dökmüş kedinin bir sonraki versiyonuna dönüşüyor, adamın o hayvanî ses tonu inceliyor ve ''aşkıııım bebeyim nasılsıııın dadlım" kıvamına geliyor. Kızların da erkeklerden farkı yok bu konuda. Tabii bunlar bir kısım insan için geçerli.

İşte o bahsettiğim kısım içindekiler yani kişiliklerini yok sayarak başkasına güzel gözükmeye çalışan bu tipler; iki günlük hatta tek gecelik sevgilileri için arkadaşlarını satarlar ve daha sonra o pembe sandıkları bulutlardan düşer ve anında arkadaş ortamından afaroz edilirler... Bu aforoz olayı onlara çok da fazla koymaz, çünkü ellerinde adeta bir ''sevgili ara bul'' butonu olan bu insanlar, günü boş geçirmezler ve bu kısır döngü heeep süreeer gideeer.

Bu yazıyı da şu güzide diyalogla kapatalım;
+ Noolduaa? (meal:ne oldu?)
- Çok fazla pozitif elektrik alamadım ondan yane, hiç benlen ilgilanmıyoa taam mı? (meal: ondan pek hoşlanmadım, benimle ilgilenmiyor.)
+ Boyfrand olayı yuznden mia (meal: erkek arkadaşın yüzünden mi?)
- Evaat yaağne. (meal: ay çok zekisin!)

23 Aralık 2009

Gerçekçi.

Eğer bana herhangi bir şeyimi değiştirme şansı verilseydi, herhalde ''içi kan ağlarken dışarı sahte gülücükler atma özelliği''mi değiştirirdim.

İçimden yalnızca bunu yazmak geldi. Bazen olur böyle.
Kısa ve öz.

20 Aralık 2009

Ne ki bu ki?

Açıklama: Bunu 1 ay önce yazmışım, taslaklarda görünce farkettim. Kime niye böyle celallenmişim hatırlamıyorum. Yayınlamak bugüne kısmetmiş.

Soru: Anlamını herkesin bilmediği kelimeleri, yazıların içine öylece boca edenlerin derdi okuyucunun yazıyı tam olarak anlaması değildir de nedir?

a) Yazarın kendini entelektüel gösterme çabası.
b) Entelektüel yazarın kendini gösterme çabası.
c) Entel kedinin aba gösterme çabası.
d) Abası düşen entelin kediye gösterme çabası.
e) Entel kesen satanist kedi.
f) Aradığım abaya şu anda çabalanamıyor.

18 Aralık 2009

Umduğunu değil bulduğunu yiyen varlık.

















Misafirlik müessesinden hiç hoşlanmayan biri olsam da yıllardır gözlemlediğim olayları anlatmak boynumun borcudur.

1) Misafir Tipleri:

a) Geleceğini önceden haber veren misafir:
Sevilen misafir tipidir. Gelmeden önce; ''Yarın müsaitseniz gelicez size... eheh'' şeklinde bir konuşma yapar ve olayı ev sahibinin onayına bırakırlar.

b) Çat kapı eve dalan misafir:
Nefret edilen misafir tipi. Bu misafir türleri; ev sahibi kişi evde yayım yayım yayılıp kahvesini höpürdetirken, birden kapıyı çalıp eve dalış yaparlar. Bahaneleri genelde; ''Geçiyordum bir uğradım'' olur. Telef edilebilirler.

2) Ev Sahibi Tipleri:

a) Misafir sever ev sahibi: Bu kişiler, misafirin geleceğini duydukları andan itibaren evi silip süpürmeye ve yapacakları yemekleri düşünmeye başlarlar. Hiçbir zaman tam olarak anlayamadığım bu insanlar; misafiri adeta bir İngiltere Kraliçesi, adeta bir Ormanlar Kralı olarak görürler. Tipik Türk insanı olan bu insanlar, misafir öl dese ölürler.

b) Misafir adını duyduğu an yüzünü ekşiten ev sahibi: Misafirden hiç hoşlanmayan, arayıp geleceğini bildiren kişilere yalandan; ''Ay tabii geliin geliin.'' diyen kişilerdir. Çat kapı gelen misafirleri öldürmeye meyillidirler.

3) Misafir Veletleri:

a) Üzerine kolonya döküp ateşe verilmesi gereken velet: Şaka tabii olur mu canım öyle şey. *şeytani gülme efekti* Bu velet, evdeki herşeyi kırma, ezme, parçalama, ordan oraya amaçsızca koşup çığlıklar atma, özellikle iç çamaşırı bulunan çekmeceleri karıştırma potansiyeline sahiptir. Evin herhangi bir yerinden aniden fırlayarak, ''Anneea yaa ben acıktııım!!'' , ''Oyuncak versene.'' , ''Bilgisayarı aççam ben ehehehe'' , ''Burda ne var ki!?!!'' diye zıbıldayıp durur. Tüm bunlar olurken, bu veletin annesi her nedense o hiç yokmuş gibi davranarak ev sahibini ifrit eder.

dipnot: Bu yaratığa bulaşmamak için evin abisi veya ablasının evde yokmuş numarası yapıp, odayı kendi üzerlerine kilitledikleri görülmüştür. Merhaba.

b) Sıkıntıdan halı desenini ezberleyen velet: Her eve lazım velettir. İleride ''Misafir adını duyduğu an yüzünü ekşiten ev sahibi'' türüne giriş yaparak kendi için küçük ama misafirlik müessesesi için büyük bir adım atacaktır.

4) Misafirlik Ritüelleri:

Tüm ev ahalisinin misafire; ''Hoş geldiniz!'' diyerek başlattığı ritüel, evin çocuklarının odalarından çıkmak istememesiyle devam eder, ama bu istek; "Çocuğuuum bi otur da yüzünü görelim yahu" diye çığıran misafirin sesi duyulduğu anda kendi kendini imha eder.

Halbuki gelen misafir ya annenin ya da babanın arkadaşıdır ve evin çocuklarının bu kişilerle olan diyalogu genelde; ''Merhaba, nasılsın, kaça geçtin, okul nasıl gidiyor, ay ne güzelleşmişsin seen, ne kadar da büyümüşsün görüşmeyeli.'' şeklindedir. Dikkat ettiyseniz soruları hep karşı taraf sorar. (Aklıma gelince gerildim.)

Misafir-Ev sahibi ilişkisi çok yapmacıktır. En azından benim için öyle. Herkes birbirine çok saygılıdır, kişilerin birbirine soktukları laflar bile hiç acıtmadan geri çıkartılır ve konuşmaya devam edilir. Bir süre sonra kadınlar kendi aralarında çocuklarından bahsetmeye, erkekler ise ülke meselelerine el atmaya başlarlar. Bu konuşmalar sırasında evin çocukları kızamık çıkarmakla meşguldür. İçlerinden ne geçirdiklerini duymak istemezsiniz. (bu kısım çok sıkıcı oldu, sevmediğim bir şeyi eğlenceli anlatamıyorum.)

a) Biz kalkalım artık: Eve geri dönüş serüvenine başlamak isteyen misafir, diğerine kaş göz yaparak; ''Hadi kalkalım artık yeter!'' sinyalini bırakır. Bu sinyalleşme ardından söylenen cümle genelde; ''Ay çok geç olmuş hadi biz kalkalım artık, çocukların da yarın okulu var.''dır.

Ev sahibi aniden misafirin üzerine yürür ve hemen ''Ya daha erken nereye, daha sabaha kadar yolumuz var!!'' diyerek lafı yapıştırır... Ama misafir onu dinlemeyerek kapıya yönelir, canım. Kapı açıldıktan sonra manyak gibi bir dahaki seferin planını yapmaya başlarlar, kapı önünde kakafoni eşliğinde geçen en az 10 dakika sonrası misafirler artık evden dışarı çıkmış, özgürlüklerine kavuşmuşlardır. Bu sırada ev sahipleri pijamalarını giymekle meşguldürler.

b) Misafirlikte geçen konuşmalar top 5:
1) Ay ne gerek vardı bu kadar şeye ya, niye uğraştın! (bunu söylemeyeni dövüyolar)
2) Aaa, lütfen ama, ölümü öp, şşt Allah aşkına ye, bak ant verdim.''
3) Biz kalkalım artık.
4) Daha erken nereye!?
5) Oyuncak var mı?!!
(Allah'tan artık çok misafir gelmiyor.)

16 Aralık 2009

Twitter'dan seçmece III

Twitter'dan seçmece I (ekim)
(eskiden yeniye)

Yumurta kapıya dayanmayınca olmuyor. Genlerimde var, suçsuzum.

Dream TV yine şifreliye geçmiş ama kimse Dream TV için D-smart almaz, üzgünüm dostum.

Zerrin Özer herkese zayıfladığını kanıtlayana kadar bacağından o siyah taytı çıkarmayacak sanırım.

''Tecavuzcu Coşkun has requested to follow you on Twitter!‏'' LAN?!

Michael Jackson olmasaymış Yeteneksizsinize kim çıkacakmış çok merak ediyorum.

■ Otobüste uyurken inecekleri durağa gelince kendiliğinden uyanan insanlara gıpta ediyorum. Biyolojik saatin böylesi makbul.

13 Aralık 2009

Nereye çekersen oraya.





















Bazı cümlelerde kelimeleri ne tarafa çekersen o taraftan anlam kazanır ya hani, onlara örnek vermek istedi canım. Nasıl bir şey çıkacak bilmiyorum artık... Can sıkıntısı.

''Gelin bak ne buldum.'' - Bunu ilk gördüğümüzde ''Şş millet bakın ben ne buldum!'' diye arkadaşlarına çığıran bir insan geliyor aklımıza, ama aslında öyle olmayabilir. Gelinine ''Bak ne buldum.'' diyen bir kaynana da olabilir bu kişilik. ''Gelin kıııızz bak ne var burda al da çocuğa yidir!!!'' şeklinde.

- Bu arada kaynana ne itici bir kelimedir ya. Sesli sesli söylesene bi; KAYNANA!!!

''Gül gül gül öldüm.''
- Şimdi bunu görür görmez ''Yanlış yazmışsın onu, gül gül öldüm diye yazılır o bi kere!'' dersiniz siz. Hayır canım öyle değil işte. Anlatayım olayı... Bunlar evde pijama partisi yapan 2 kız. Şimdi sen kesin içinden diyorsundur ''2 kişilik parti mi olur lan?'' diye, diğerleri ekmiş bu ikisi kalmışlar işte karıştırma orasını... Neyse ne diyordum, bunlardan birinin adı Gül, diğerinin adı da Zırtapoz. Zırtapoz, Gül'ün anlattığı bir şeye gül gül ölmüş o yüzden. Ya da kısaca şöyle anlatayım; Gül'ün anlattığı şeye o kadar çok gülmek ki ölmek.

''Üstüme basıp geçme yar.'' - Evet bu cümleyi sayın Gökhan Kırdar'ın şarkısından hatırlıyoruz. Yıllarca bu sözleri dinlerken içimden kıs kıs gülmüş bir insanım. Cümledeki ''yar'' aslında; sevgili, aşık olunan kişi, yavuklu, beşik kertmesi, manita anlamlarında kullanılırken ben o ''yar''ı hep başka tarafımdan anlamak istedim, kendimi eğlendirdim, evet o insan benim. ''Üstüme basıp geçme... Ama yar, deş, her yarımı yarala benim ona razıyım.'' diye anlamak istedim, ben böyle normal olmayan bir insanım.

İşte böyle... Ne güzel bir dilimiz var değil mi arkadaşlar, ah bizim Türkçemiz, ne güzel Türkçemiz, işte o biziiiiim o biiziiiiim Türkçemiiizzz!!1!!1! *arka planda alkışlar koparken, Finduilas sahneden Tansu Çiller edasıyla el sallayarak iner.*

11 Aralık 2009

Bunları hiç söylememiş olabilirim.















♦ 2 sene önce gotik gotik dolaşan bir ergen olduğumu,

♦ Aslında çok karamsar olduğumu,

♦ Herşeyi kafama çok taktığımı,

♦ Başkalarına verdiğim öğütlerin 10'da 2'sini bile kendim için yapmadığımı,

♦ Bazen aşırı utangaç ve çekingen olduğumu,

♦ Bazen aşırı deli olduğumu,

♦ Kafam yerindeyse aşırı komik olduğumu,

♦ Çok uzun tırnaklardan nefret ettiğimi,

♦ Tüylü şeylerden nefret ettiğimi,

♦ İnadım tutarsa en sevdiğim kişiyi bile kâle almadığımı,

♦ Günün her saati farklı bir ruh haline girdiğimi,

♦ Birkaç sene önce babamla 6 ay boyunca hiç konuşmadığımı (merhaba, ben salak bir ergendim),

♦ Annemin arkadaşlarımdan daha kafa dengi olduğunu,

♦ İlk kez tanıştığım kişiye soğuk gözüktüğümü,

♦ Konuştuktan sonra ''Aa ama sen hiç de göründüğün gibi değilmişsin!'' diye bir geri dönüş aldığımı,

♦ Etrafımdaki herkese sürekli ''Ama sen onun yerinde olsan ne yapardın!?'' dediğimi,

♦ Empati manyağı olduğumu,

♦ Okula 5 yaşında başladığımı,

♦ Bazı ''arkadaşlarımı'' hiç tanımamış olmayı dilediğimi,

♦ ''Ş'' harfini tuhaf bir şekilde söylediğimi (çok farkedilmez ama tuhaf söylerim),

♦ Artık herhalde bu blogda söylemediğim tek şeyin adım olduğunu,

♦ Şu anda ''O da bana kalsın artık di mi!'' diye haykırdığımı daha önce hiç söylememiş olabilirim.

♦ O değil de kar yağsa iyi olur bence ya, sence?

8 Aralık 2009

Noktalama işareti deyip geçmeyin!





















Geçmeyin evet. Hiç düşünmeden işaretlediğiniz noktalar bazı insanları psikolojik olarak etkiliyor. Hemen ''Hadi len!'' deme ordan. Bu olayın nedenini madde madde açıklıycam şimdi. Dikkate al. Tamam.

- ... : Bu işareti cümlenin sonuna koyan kişiler genelde karşıya bir şey imâ etmeye çalışırlar ama nedenini belli etmezler. Üç noktaya maruz bırakılan kişi günlerce bu olayın nedenini merak eder. Rüyalarında ''üç noktalar'' görür, son olarak geçen gün Rüyanız Hayrolsun adlı süpersonik programda ''rüyada üç nokta görmek'' temalı bir açıklamada bulunulmuştur.

- !... : Bu işaret bir öncekinden daha vahim sonuçlar yaratmaktadır. Şimdi nokta ve ünleme maruz bırakan kişinin psikolojisini anlamaya çalışalım. Lafını tam bitirmiş ama aynı zamanda bitirememiş gibi. Ünlemini koymuş, bağırmış, çağırmış ama söylediği şeyin son söz olmadığını da belli etmiş abimiz, ''Yine de seni bulacam oğlum'' tarzında bir şey oluşturmuş.

- ...! : Bunu noktayalan kişiciğimiz çok daha ilginçtir. Cümlenin sonunda bunu noktalayan kişi ''Daha söyleyeceğim çok şey var oğlum bekle seen hele beklee!'' tarzında bir şey belirtir. İçinde kalanları suratınıza 3 vakte kadar vuracaktır...!

- !. : Bunlar da yeni çıktı... Bu işareti yapanlar ''Söyleyeceğimi söyledim ben, nokta!'' demek isterler diye düşünüyorum. Herhalde öyledir.

- .! : Bunu yapanları hiç anlamıyorum. Hem ''Tamam sözüm bitti.'' diyor, bir taraftan da ''Ağzını yüzünü dağıtacam senin, sen bekleee!!'' diyor. Dur hele bir soluklan yavrucum diyorum kendisine.

- .. : Böyle bir noktalama şeysi yok. Haber bültenleri size sesleniyorum, özellikle Show TV Haber.

- (!) : En sevdiğim. İroni belirtgeci olur kendileri. Mesela size ''Ne kadar da güzel olmuş(!)'' diye yazan bir kişilik aslında tam tersini söylemiştir, kanmayınız. Hemen sevinmeyiniz, pis pis bakınız.

- !!1!1 : Bunu shift tuşuna basmadan ünleme basılı tutmak suretiyle yanlışlıkla yazanların yanı sıra, sırf komiklik olsun diye koyan tipler de bulunmaktadır. (bkz.ben) :))9 şeklinde bir kardeşi de vardır bunun.

Bu dünyada hepimiz aslında bir nokta değil miyiz a dostlar ne bu şiddet bu celâl? Diy mi diy mi.
Konuyu da böyle alakasız bir şekilde bağlar ve giderim.

EK: Geyiktir ciddiye almayınız, çok isterseniz de alınız. Ne demişler, her geyiğin altında bir gerçek vardır. Bir önceki cümlede ''geyik'' mecaz anlamda kullanılmıştır. Öyle.

4 Aralık 2009

Kopyala-yapıştır, en güzeli.

Yazılarımın birkaç paragrafını kopyala-yapıştır edip kendileri yazmış gibi gösterenleri görmüştüm de bütün yazıyı kopyalayan ve ayrıca bunu facebook'ta bir grubun info kısmına yazanı ilk defa gördüm.



Benim yazdığım bu yazıyı, adam gitmiş buraya yapıştırmış. Noktasına, virgülüne, parantez içi yorumlarına kadar herşeyi almış resmen. Ben buraya koyduğum fotoğrafların kaynağını bile belirtmeden geçmek istemezken insanlar nasıl böyle aciz olabiliyor anlamıyorum.

► Eğer burayı hâlâ okuyorsan al bunu da kopyala-yapıştır ha ne dersin? Bence çok daha uygun olur. Hırsızlığını herkese göstermiş olursun.

Bu olayı bana haber veren kişiye çok çok teşekkür ederim.
 
- Tuşların Tıkırtısı: Aralık 2009
© 2008-2012 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.