31 Aralık 2009

Yılbaşında ne mi yapıyorum?

Sanki zorunluymuşum gibi kendimi eğlendirmeye çalışmıyorum.
■ ''Ne giyicem? Nerde eğlenicem?'' gibi soruları kafamdan atıyorum.
■ ''Yılbaşında ne yapcaksın?'' sorusunu soran bünyelere; ''Bilmem, uyurum belki.'' cevabını vererek onların şaşırmasını sağlıyorum.


''3...2...1....'' Aynısı geçen sene de olmuştu, önceki sene de. Değişen sadece sayılar, olan olaylarsa hep aynı. Mesela, 1 Ocak'ta aniden küresel ısınma falan durmayacak. Böyle garip garip şeyler.

27 Aralık 2009

20.


İyi ki doğmuş muyum bilemiyorum ama 20 yıl önce bugün doğmuşum işte. 20 yaşına girmek kulağıma tuhaf geliyor şimdilik, zamanın bu kadar çabuk geçmesi ve her şeyin birden eskimesi falan...

(bkz.80'lerin 90'lara bağlanmasına 4 gün kala doğmak)

26 Aralık 2009

Sanal bebek.













Burda hepimiz 01011100'lardan ibaretiz aslında. Bazen düşününce, ''Sanal bebek bile daha gerçekti.'' diyorum. ''En azından elle tutulabilirliği vardı.''

Diğer taraftan da duygular var tabii, onları da tam tersine elle tutamıyoruz ama hissediyoruz işte.

Tuhaf şeyler hep bunlar.

23 Aralık 2009

Eğer bana herhangi bir şeyimi değiştirme şansı verilseydi, herhalde ''içi kan ağlarken dışarı sahte gülücükler atma özelliği''mi değiştirirdim.

İçimden yalnızca bunu yazmak geldi. Bazen olur böyle.
Kısa ve öz.

18 Aralık 2009

Umduğunu değil bulduğunu yiyen varlık.

















Misafirlik müessesinden hiç hoşlanmayan biri olsam da yıllardır gözlemlediğim olayları anlatmak boynumun borcudur.

1) Misafir Tipleri:

a) Geleceğini önceden haber veren misafir:
Sevilen misafir tipidir. Gelmeden önce; ''Yarın müsaitseniz gelicez size... eheh'' şeklinde bir konuşma yapar ve olayı ev sahibinin onayına bırakırlar.

b) Çat kapı eve dalan misafir:
Nefret edilen misafir tipi. Bu misafir türleri; ev sahibi kişi evde yayım yayım yayılıp kahvesini höpürdetirken, birden kapıyı çalıp eve dalış yaparlar. Bahaneleri genelde; ''Geçiyordum bir uğradım'' olur. Telef edilebilirler.

2) Ev Sahibi Tipleri:

a) Misafir sever ev sahibi: Bu kişiler, misafirin geleceğini duydukları andan itibaren evi silip süpürmeye ve yapacakları yemekleri düşünmeye başlarlar. Hiçbir zaman tam olarak anlayamadığım bu insanlar; misafiri adeta bir İngiltere Kraliçesi, adeta bir Ormanlar Kralı olarak görürler. Tipik Türk insanı olan bu insanlar, misafir öl dese ölürler.

b) Misafir adını duyduğu an yüzünü ekşiten ev sahibi: Misafirden hiç hoşlanmayan, arayıp geleceğini bildiren kişilere yalandan; ''Ay tabii geliin geliin.'' diyen kişilerdir. Çat kapı gelen misafirleri öldürmeye meyillidirler.

3) Misafir Veletleri:

a) Üzerine kolonya döküp ateşe verilmesi gereken velet: Şaka tabii olur mu canım öyle şey. *şeytani gülme efekti* Bu velet, evdeki herşeyi kırma, ezme, parçalama, ordan oraya amaçsızca koşup çığlıklar atma, özellikle iç çamaşırı bulunan çekmeceleri karıştırma potansiyeline sahiptir. Evin herhangi bir yerinden aniden fırlayarak, ''Anneea yaa ben acıktııım!!'' , ''Oyuncak versene.'' , ''Bilgisayarı aççam ben ehehehe'' , ''Burda ne var ki!?!!'' diye zıbıldayıp durur. Tüm bunlar olurken, bu veletin annesi her nedense o hiç yokmuş gibi davranarak ev sahibini ifrit eder.

dipnot: Bu yaratığa bulaşmamak için evin abisi veya ablasının evde yokmuş numarası yapıp, odayı kendi üzerlerine kilitledikleri görülmüştür. Merhaba.

b) Sıkıntıdan halı desenini ezberleyen velet: Her eve lazım velettir. İleride ''Misafir adını duyduğu an yüzünü ekşiten ev sahibi'' türüne giriş yaparak kendi için küçük ama misafirlik müessesesi için büyük bir adım atacaktır.

4) Misafirlik Ritüelleri:

Tüm ev ahalisinin misafire; ''Hoş geldiniz!'' diyerek başlattığı ritüel, evin çocuklarının odalarından çıkmak istememesiyle devam eder, ama bu istek; "Çocuğuuum bi otur da yüzünü görelim yahu" diye çığıran misafirin sesi duyulduğu anda kendi kendini imha eder.

Halbuki gelen misafir ya annenin ya da babanın arkadaşıdır ve evin çocuklarının bu kişilerle olan diyalogu genelde; ''Merhaba, nasılsın, kaça geçtin, okul nasıl gidiyor, ay ne güzelleşmişsin seen, ne kadar da büyümüşsün görüşmeyeli.'' şeklindedir. Dikkat ettiyseniz soruları hep karşı taraf sorar. (Aklıma gelince gerildim.)

Misafir-Ev sahibi ilişkisi çok yapmacıktır. En azından benim için öyle. Herkes birbirine çok saygılıdır, kişilerin birbirine soktukları laflar bile hiç acıtmadan geri çıkartılır ve konuşmaya devam edilir. Bir süre sonra kadınlar kendi aralarında çocuklarından bahsetmeye, erkekler ise ülke meselelerine el atmaya başlarlar. Bu konuşmalar sırasında evin çocukları kızamık çıkarmakla meşguldür. İçlerinden ne geçirdiklerini duymak istemezsiniz. (bu kısım çok sıkıcı oldu, sevmediğim bir şeyi eğlenceli anlatamıyorum.)

a) Biz kalkalım artık: Eve geri dönüş serüvenine başlamak isteyen misafir, diğerine kaş göz yaparak; ''Hadi kalkalım artık yeter!'' sinyalini bırakır. Bu sinyalleşme ardından söylenen cümle genelde; ''Ay çok geç olmuş hadi biz kalkalım artık, çocukların da yarın okulu var.''dır.

Ev sahibi aniden misafirin üzerine yürür ve hemen ''Ya daha erken nereye, daha sabaha kadar yolumuz var!!'' diyerek lafı yapıştırır... Ama misafir onu dinlemeyerek kapıya yönelir, canım. Kapı açıldıktan sonra manyak gibi bir dahaki seferin planını yapmaya başlarlar, kapı önünde kakafoni eşliğinde geçen en az 10 dakika sonrası misafirler artık evden dışarı çıkmış, özgürlüklerine kavuşmuşlardır. Bu sırada ev sahipleri pijamalarını giymekle meşguldürler.

b) Misafirlikte geçen konuşmalar top 5:
1) Ay ne gerek vardı bu kadar şeye ya, niye uğraştın! (bunu söylemeyeni dövüyolar)
2) Aaa, lütfen ama, ölümü öp, şşt Allah aşkına ye, bak ant verdim.''
3) Biz kalkalım artık.
4) Daha erken nereye!?
5) Oyuncak var mı?!!

13 Aralık 2009

Nereye çekersen oraya.





















Bazı cümlelerde kelimeleri ne tarafa çekersen o taraftan anlam kazanır ya hani, onlara örnek vermek istedi canım. Nasıl bir şey çıkacak bilmiyorum artık... Can sıkıntısı.

''Gelin bak ne buldum.'' - Bunu ilk gördüğümüzde ''Şş millet bakın ben ne buldum!'' diye arkadaşlarına çığıran bir insan geliyor aklımıza, ama aslında öyle olmayabilir. Gelinine ''Bak ne buldum.'' diyen bir kaynana da olabilir bu kişilik. ''Gelin kıııızz bak ne var burda al da çocuğa yidir!!!'' şeklinde.

- Bu arada kaynana ne itici bir kelimedir ya. Sesli sesli söylesene bi; KAYNANA!!!

''Gül gül gül öldüm.''
- Şimdi bunu görür görmez ''Yanlış yazmışsın onu, gül gül öldüm diye yazılır o bi kere!'' dersiniz siz. Hayır canım öyle değil işte. Anlatayım olayı... Bunlar evde pijama partisi yapan 2 kız. Şimdi sen kesin içinden diyorsundur ''2 kişilik parti mi olur lan?'' diye, diğerleri ekmiş bu ikisi kalmışlar işte karıştırma orasını... Neyse ne diyordum, bunlardan birinin adı Gül, diğerinin adı da Zırtapoz. Zırtapoz, Gül'ün anlattığı bir şeye gül gül ölmüş o yüzden. Ya da kısaca şöyle anlatayım; Gül'ün anlattığı şeye o kadar çok gülmek ki ölmek.

''Üstüme basıp geçme yar.'' - Evet bu cümleyi sayın Gökhan Kırdar'ın şarkısından hatırlıyoruz. Yıllarca bu sözleri dinlerken içimden kıs kıs gülmüş bir insanım. Cümledeki ''yar'' aslında; sevgili, aşık olunan kişi, yavuklu, beşik kertmesi, manita anlamlarında kullanılırken ben o ''yar''ı hep başka tarafımdan anlamak istedim, kendimi eğlendirdim, evet o insan benim. ''Üstüme basıp geçme... Ama yar, deş, her yarımı yarala benim ona razıyım.'' diye anlamak istedim, ben böyle normal olmayan bir insanım.

İşte böyle... Ne güzel bir dilimiz var değil mi arkadaşlar, ah bizim Türkçemiz, ne güzel Türkçemiz, işte o biziiiiim o biiziiiiim Türkçemiiizzz!!1!!1! *arka planda alkışlar koparken, Finduilas sahneden Tansu Çiller edasıyla el sallayarak iner.*

8 Aralık 2009

Noktalama işareti deyip geçmeyin!





















Geçmeyin evet. Hiç düşünmeden işaretlediğiniz noktalar bazı insanları psikolojik olarak etkiliyor. Hemen ''Hadi len!'' deme ordan. Bu olayın nedenini madde madde açıklıycam şimdi. Dikkate al. Tamam.

- ... : Bu işareti cümlenin sonuna koyan kişiler genelde karşıya bir şey imâ etmeye çalışırlar ama nedenini belli etmezler. Üç noktaya maruz bırakılan kişi günlerce bu olayın nedenini merak eder. Rüyalarında ''üç noktalar'' görür, son olarak geçen gün Rüyanız Hayrolsun adlı süpersonik programda ''rüyada üç nokta görmek'' temalı bir açıklamada bulunulmuştur.

- !... : Bu işaret bir öncekinden daha vahim sonuçlar yaratmaktadır. Şimdi nokta ve ünleme maruz bırakan kişinin psikolojisini anlamaya çalışalım. Lafını tam bitirmiş ama aynı zamanda bitirememiş gibi. Ünlemini koymuş, bağırmış, çağırmış ama söylediği şeyin son söz olmadığını da belli etmiş abimiz, ''Yine de seni bulacam oğlum'' tarzında bir şey oluşturmuş.

- ...! : Bunu noktayalan kişiciğimiz çok daha ilginçtir. Cümlenin sonunda bunu noktalayan kişi ''Daha söyleyeceğim çok şey var oğlum bekle seen hele beklee!'' tarzında bir şey belirtir. İçinde kalanları suratınıza 3 vakte kadar vuracaktır...!

- !. : Bunlar da yeni çıktı... Bu işareti yapanlar ''Söyleyeceğimi söyledim ben, nokta!'' demek isterler diye düşünüyorum. Herhalde öyledir.

- .! : Bunu yapanları hiç anlamıyorum. Hem ''Tamam sözüm bitti.'' diyor, bir taraftan da ''Ağzını yüzünü dağıtacam senin, sen bekleee!!'' diyor. Dur hele bir soluklan yavrucum diyorum kendisine.

- .. : Böyle bir noktalama şeysi yok. Haber bültenleri size sesleniyorum, özellikle Show TV Haber.

- (!) : En sevdiğim. İroni belirtgeci olur kendileri. Mesela size ''Ne kadar da güzel olmuş(!)'' diye yazan bir kişilik aslında tam tersini söylemiştir, kanmayınız. Hemen sevinmeyiniz, pis pis bakınız.

- !!1!1 : Bunu shift tuşuna basmadan ünleme basılı tutmak suretiyle yanlışlıkla yazanların yanı sıra, sırf komiklik olsun diye koyan tipler de bulunmaktadır. (bkz.ben) :))9 şeklinde bir kardeşi de vardır bunun.

Bu dünyada hepimiz aslında bir nokta değil miyiz a dostlar ne bu şiddet bu celâl? Diy mi diy mi.
Konuyu da böyle alakasız bir şekilde bağlar ve giderim.

EK: Geyiktir ciddiye almayınız, çok isterseniz de alınız. 
 
Tuşların Tıkırtısı: Aralık 2009
© 2008-2015 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.