22 Nisan 2010

Kornalar bile havalı.

Sabahtan beri evin etrafında arabasıyla gezinirken havalı kornayla Godfather'ın müziğini çalmaya çalışan insanın sonsuz döngüye girdiğini düşünüyor ve kendisi için gerçekten endişe ediyorum.

Biraz daha aynı şeyi yapmaya devam ederse; aşağıya inip evin önünden geçmesini bekleyecek, kapının önünde belirince de bir Hulk edâsıyla camı kırıp, o nâdide müzik aletini Hüküm Dağı'nın eteklerinde yok etmek amacıyla koparacağım. Tüm bunlardan sonra döngüden kurtulması için kendisine kutsal gazoz... pardon kutsal su... aman işte okunmuş su içirecek ve en sonunda herşeyin onun hakkında hayırlı olmasını dileyerek yanından koşarak uzaklaşacağım.

Not: Yazar bu yazıyı yazarken Modern Talking - Geronimo's Cadillac'ı dinlemiş ve gaza gelmiştir.

20 Nisan 2010

Kaplumbağa olmak vardı.

2 – 3 senede bir taşınan insanlara hayranım. Gerçekten. O kadar eşyayı toparla, kırılacak zımbırtıları gazete kâğıtlarına tek tek sar, sonra onları kolilere özenle diz falan, çok zahmetli işler bunlar. Böyle okuyunca pek zormuş gibi durmuyor ama gerçekte öyle. Koskoca evi toparlıyorsun sonuçta.

Bir kere tabağı çanağı sarmalamak için o kadar çok gazeteyle haşır neşir olursunuz ki bir süre sonra gazete görmek bile istemezsiniz. Günün sonunda gazete kâğıdından neredeyse kömür madeninde çalışmışa dönen ellerin halini hiç söylemiyorum bile. Ha bir de gazete kâğıdı ve kolilerden dolayı ''çöp ev''e dönüşen bir ev hali vardır ki, o da ayrı konu. Her yer her yerde denir ya hani, işte o bu, bu o, şubu o.

Neyse...

İlginç şeyler de ortaya çıkar tabii bu taşınma olayı sırasında... Mesela, birkaç sene önce deli gibi arayıp da bulamadığınız eşyalar, evin altının üstüne getirilmesi sürecinde ortaya çıkıverir. O ''çıkıveriş'' anında, arayıp da bulamadığınız hınzır eşyaya bakıp; ''Aaa sen burada mıydın ya?!'' diye sorarsınız. Her nedense hep olur bu saçmalık. O sorudan sonra da sanki cevap verecekmiş gibi eşyaya bir süre bakarız, nasıl bir psikolojiye sahipsek artık o sırada. İlginç şeyler hep bunlar.

''Kesin projeye geçiş'' diye hiç üşenmeden adlandırıverdiğim esas taşınma faslı, en tuhaf kısım aslında. (Bir önceki cümlede geçen faslı ve aslında kelimeciklerinin ses uyumuna dikkat çekmeden geçmeye razı olmadı bu gönül.) Heh, hazır parantez içinden de çıkmışken anlatmaya devam edeyim… Ne diyordum; kesin projeye geçiş… İşte bu aşamada nakliye şirketinden gelen bir grup insanın; 1–2 gün önce rahat rahat dolandığınız evde bir oraya bir buraya salındığını görürsünüz. Bu insanlar taşınılan evin orasını burasını haşat edebilme kabiliyetine de sahiptirler...1527452415 kere tembihlemenize rağmen sanki özellikle yapılmış gibi 1-2 tabloyu delmeyi de başarır kendileri. Her neyse, bu 'kesin projeye geçiş' kısmı biraz can sıkıcıdır. Bir dolu hatıranın; her duvarda ayrı yaşanmışlığın olduğu evden, buz gibi soğuk; yabancı bir yere gitmek kısmı, içini acıtır az da olsa insanın.

Eve yerleşme kısmıysa, taşınırken yaşanan olayların bir nevi geri sarılmış halidir. Gazete kâğıtlarına sarılan bardaklar tek tek çıkartılıp yeni evlerine konur, koltuklar yeni yerlerinde yeni anılarla dolmayı bekler.

Tüm bu tantanadan sonra da, karavanda yaşamak insana daha mantıklı gelmeye başlar.
Kaplumbağa misali.

19 Nisan 2010

Geri dönüşüm yazısı.

-->Tamam tamam biliyorum…
Bir anda ortaya çıkan  işlerden dolayı bir süredir yoktum. Bir de buraya haber vermeyi unutmuşum tabii. O da benim salaklığım.
Açığı kapatmak lazım artık.

Hadi bakalım.
Neyse, ne diyecektim…
Geldim işte ben. Yine buralardayım.
Ehehm. Özlemişim.^^
 
Tuşların Tıkırtısı: Nisan 2010
© 2008-2015 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.