6 Mayıs 2010

Kara sinek hanginiz?


Bu yazıyı 2 gündür evde şuursuzca uçuşup duran karasineğe ithaf ediyorum.

Sevgili karasinek;

'Sevgili'yle başladım diye yavşama hemen. Lafın gelişi dedik öyle, yoksa ne sevgilisi - hem ''sevgili ne arar blogda?'' Klişenin de dibine vurduğuma göre sana sövmeye başlayabilirim.

Bak şimdi karacık, senin amacının ne olduğunu anlamadım.Yani sivrisinek geliyor en azından kanımı emiyor, adam(?) karnını doyuruyor rahat rahat amacı belli... 5-10 sn sonra da ''HAHAHA seni kullanıp attım vızızıhahavızıhavzh'' deyip yeni maceralara yelken açıyor. Sen napıyorsun? Gel salak gibi kafamın üstüne kon anca ya da böyle sarhoş gibi duvarlara çarpa çarpa dolan. En sinir olduğum tarafın da o zaten, sende bi' mallık mevcut, gerizekalı gibi dolanıyorsun ortalıkta. Vızıldayangillerin yüz karasısın sen oğlum, yoksa niye karasinek koysunlar ki adını? Düşündün mü hiç bunları? Hm? Bak bir paragrafta ne kadar çok hakaret ettim sana, hâlâ gitmedin. Bi' de yüzsüzsün işte.

* Heh gel gel klavyeye de kon...

2 günden beri seni gazete, dergi ve bunun gibi zerzavatlar aracılığıyla darbe manyağı yapmama rağmen bir türlü defolup gidemedin. Hayır içeri nasıl girdin onu da anlamıyorum. Her camın önünde sineklik var, sen nasıl bir mahlûkatsın. Bazen bakıyorum o ön ayaklarını (ayak mıdır el midir bilemedim) birbirine ovuşturup pis pis planlar yapıyorsun. Yaptığın plan da anca yemek yerken güzelim pilavın üstüne konmak, ne oldu yani öğlenleyin o pilavın üstüne kondun da ? Hoşuna gitti mi? Anca pislik yapmayı bilirsin zaten.

Neyse sözün özü diyorum ki; sen bi' git artık. Yoksa nazik gazete ve dergi darbelerim yarın itibariyle Camsil'lin güçlü etkisiyle birleşecek ve seni eklembacaklıgillerinin ruhlar âlemine yollayacak. Bu arada gidersen eğer hiç geri gelme de demiyorum, hobi olarak yine gel. Güzel şeyler hep bunlar. Sayende bir karasineğe yazı yazan ilk insan olarak tarihe geçtim, o kadar hobi alanı da kıyağımız olsun...

* Yaa bi' konma şuraya. Bi' dur...

1 Mayıs 2010

Metin.

Evvel zaman içinde 7-8 yaşlarında, Türkçe ödevini yapmaya çalışan saf bir çocuk varmış. ''Yukarıdaki bıdıbıdıda ne anlatılmak isteniyor?'' sorusu olan bir ödevmiş bu.

Çocuk bir soruda takılmış, bakmış bakmış bir anlam verememiş. Parçayı tekrar tekrar okumuş ama soruda sorulan o ''metin''den gerçekten de parçada hiç bahsedilmediğini görmüş. ''Ama nasıl olur da 'Metinde ne anlatılmak istenmektedir?' diye sorusu olan bir parçada ''metin'' adında biri yok?'' diye kendi kendini sorgulamış, saf çocuk.

Daha sonra kafasındaki kısırdöngüye neden olan 'Metin kimdir, metinde olan nedir, metin nerededir, ben o metinin...' diye giden sorulara bir son vererek dayısının yanına gidip bilmiş bilmiş; ''Ya bu soru yanlış galiba, metin diye biri yok burda di mi. Hm?'' diye sormuş...

Dayısı o sırada ne yapacağını bilememiş. İlk önce çocuğun suratına Saba Tümer'den hallice bir kahkaha patlatmış (Saba Tümer Kahkahası 10 yaşından küçüklerde histerik nevroza yol açmaktadır. kaynak:tübitak) daha sonra da yeğencağızına ''O metin öyle metin değil *kahkahalar* şey işte şurda yazılı olan şey var ya ona metin deniyor. Metin o senin bildiğin metin değil yani *kahkahalar* aman neyse boşver sen onu, aslında hepimiz bir metin değil miyiz dayısı? Metîn olmalıyız, hergüne bir metin, metinler ölmesin, ehm hepimiz metiniz demiş miydim?'' diyerek o metinin hangi metin olduğunu biraz dalga geçici bir yöntemle de olsa açıklamaya çalışmış.

-

Evet merhaba. O hikayedeki mal benim. Yani bendim. Bir zamanlar öyleydim. Dim dim dim. Öyleyken böyleydim, nerden nereye. Hebele hübele.
 
Tuşların Tıkırtısı: Mayıs 2010
© 2008-2015 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.