30 Ekim 2010

Nefretlik diyaloglar - 3

O telefon bir türlü kapanmaz.

+ Yaa öyle işte...
(burada ölüm sessizliği var)
- Ee oldu o zaman, görüşürüz sonra.
+ Tamam canım görüşürüz.
- Hadi öptüm.
+ Bay bay.
- Ben kapatıyorum tamam?
+ Tamam hadi...
(kapanamadı daha)
- Ehe.

*çotank!*

28 Ekim 2010

Öküz altında buzağı aramaca.

Tipe bak çay demle : Tipin tuhaflığıyla alakalı bir söylem. Tipin tuhaflığıyla çayın demi arasında doğru orantı vardır. Tip tuhaflaştıkça çayın demi artar, çayın demi arttıkça da bu çayı içecek kişinin sinir katsayısında bir artış gözükür. Böyle de formülize edilmiştir.

Gözüm bir yerden ısırıyor ama : Bunu söyleyen kişinin gözü kimseyi bir yerden ısırmıyor, zaten gözün ısırma gibi bir işlevi de yok. ''Seni ağzım bir yerden kokluyor'' gibi bir şey olsa daha yaratıcı olabilirdi, ama olmadı olamadı, kısmet.

Fotoğraflarda çok güzel çıkıyorsun : ''Ya normalde hiç bir halta benzediğin yok ama fotoğraflarda güzel çıkıyorsun'' demektir, alt anlamı budur. Söyleyen kişiye kafa göz girişmek mübah, gözleri kısıp yandan yandan gülümseyerek ''Eh en azından ben fotoğrafta güzel çıkabiliyorum, bazılarında o da yok...'' demekse caizdir.

Sen bile yaparsın : Bence bu ''bile'' kadar aşağılayıcı, içten içten hâkir görücü, pislik bir şey yok bu Türkçe'de. Cümleye ''bile''yi koy gerisini boşver, karşındakine en okkalı küfürü etsen de bu ''bile''nin verdiği etkiyi vermiyor. "Sen bile yaparsın"da; ''O kadar kolay ki senin gibi geri zekalı bile yapabilir'' anlamı varken, "ben bile yapamadım"da; ''O kadar zor ki benim gibi süpersonik zekası olan, beyin kıvrımları fiberoptik kablolarla döşenmiş magnifique bir insan bile yapamadı, siz mi yapacaksınız sefiller?!'' anlamı vardır. ''Bile''nin gazabına bile bile düşmemek dileğiyle.

21 Ekim 2010

Gerçekten öyle değil ya, yalandan öyle olsun.

Hani bir kelimeyi tekrar tekrar söylediğinizde o kelimeye birden yabancılaşırsınız ya, işte o yabancılaşma hissi bir süre kendi kendinize kaldığınızda, aynada karşınızda duran yüze baktığınızda, sadece düşüncelerinizle yalnız kaldığınızda da ortaya çıkıyor. Daha önce farketmediğiniz şeylerin farkına varıyor, aslında çoktandır size ait olan ama sizin daha farkına yeni vardığınız o şeyleri deşmeye başlıyorsunuz. Başka işiniz yok ya, onlarla uğraşıp herşeyi inceliyorsunuz. Sonra canınız sıkılıyor, ''Keşke benim görüp de tanımak istemediklerim olarak kalsaydılar'' diyorsunuz, ''Demek çok fazla kurcalamamak gerek''

Hani tekrar tekrar düşününce yabancılaştığınız kendiniz, canınızı sıkmıştı ya demin. İşte o kendiniz şimdi dışarı atıyor kendini, düşünmüyormuş gibi yapıp aslında kendine yalan söylüyor, gülüyor sonra - belki güldürüyor da, ''İyiyim ben'' diyor etrafındakilere gülerek, ''Gerçekten''.

Ve üstünü kaplıyor daha demin düşündüklerinin, kendi kendinden saklıyor onları ''Nasıl olsa yine ortaya çıkacaklar, şimdi canımı sıkmasınlar'' diyerek kendini kendinden saklıyor. Kendiyle tekrar başbaşa kalacağı zamana dek örtüyor üstlerini, yine ''Gerçekten iyi'' olduğunu söyleyerek.

Gerçekten öyle değil ya, yalandan öyle olsun.
Bırakın öyle avunsun.

6 Ekim 2010

Nefretlik diyaloglar - 1

Gerçek bir olaydan alınmıştır. (hep bu cümleyi kurmayı istemişimdir)

Her sınav sonrası, dışarıda sınavın nasıl geçtiğini sormak için bekleyen yarı gıcık yarı meraklı, moral bozmaya meyilli bir tip vardır...

- Sınav nasıl geçti?
+ İdare eder. Seninki nasıldı?
- Güzeldi benim ya. 2. sorunun cevabını ne buldun?
+ 452 çıkıyordu sanırım.
- Yok ya 563 onun cevabı, hocaya sordum şimdi ben.
+ Ee madem sordun bana niye 'ne buldun' diye soruyorsun?
- O değil de napıcan sen şimdi. *sinsi gülüş* 2 soru vardı zaten biri gitti. İlk soruyu kaç buldun ki?
+ ....................
- Neyse ya düzeltirsin finalde.
+ Defol git lan!
 
Tuşların Tıkırtısı: Ekim 2010
© 2008-2015 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.