31 Aralık 2010

Tombaalaa!

Hadi şimdi dürüst olalım, ''Ya bu yılbaşı tantanası niye, bir şeyin değiştiği yok işte'' falan diyoruz ama bunu derken de içimizde ''lan acaba? belki de?'' diye bir kuşku barınmıyor değil hani, değil mi?

Herşey güzel olsun istiyoruz işte. Eski olan, kirlenmiş olan gidip yenisi gelince herşey daha güzel olacakmış, onu kirletmeyecekmişiz gibi geliyor. Eski giysiyi bir kenara atıp yenisini heyecanla giymek gibi bir şey. Ama onun da olacağı o, o da kirlenecek işte, kirletecek olan yine biz olacağız.

Yine de umut edelim ki güzel olsun bu yeni yıl, herkes için güzel olmayacak elbet ama umut etmenin ne zararı var ki?

Herkese iyi seneler. (:

29 Aralık 2010

Bu işte bi' terslik var.

Keşke parayı da kalorileri kazandığımız gibi kazanabilseydik. (kalori kazanmak da kulağa ne tuhaf geliyor)

1 dilim küçücük pasta yiyorsun hoop sana anında 400 bilmem kaç kalori giriyor, sonra o girenleri çıkartmak için 2 saat koşmakla, yürümekle, efendime söyleyeyim Ebru Şallı ile kanka olma pahasına da olsa pilates yapmakla uğraş. O kadar uğraşsan da çıkmıyor o giren kaloriler ya neyse.

Para kazanmak da bunun tam tersi, sen para kazanmak için saatlerce bir taraflarını yırt sonra eline üç kuruş para versinler. Ne biçim iş abi?

Burdan sayın bilim adamlarına, bilim kadınlarına veya iki cins arasında kalmış bilim insanlarına sesleniyorum; Bu para kazanmayla kalori almanın mantığını bir değiştiriverin canlar, terslik var bu işte.

Kalori alımı bu kadar kolay, para kazanımı da bu kadar zor olmamalı, bu zıtlıklar düzelince dünya mis gibi bir yer olur. Düşünsenize, her istediğini yiyip kilo almayan, 2-3 saat çalışmakla da milyarları götüren hem sağlıklı hem mutlu insanlar olmak. Ne güzel ütopya, oy oy.

Neyse ben gidip su içeyim, kalorisi de yokmuş hem.

23 Aralık 2010

Yalakama (Güney Afrika'da bir ülke)

Hani şu birilerini savunanları hemen ''yalaka'' diye yaftalayanlar var ya, acaba onlar kendilerini savunanlara da ''ya bi sus! bana yalakalık yapma'' diye laf yapıştırıyorlar mı?

Yani insan ister istemez herkese bu yaftayı yapıştıranların kendilerini savunanlara da ''yalaka'' deyip demediğini merak ediyor. Eğer öyle diyorlarsa ben onların alınlarından öperim arkadaş, ''Haklısın'' derim, ''Tabii, zaten senin gibi düşündüğünü söyleyenlerin hepsi sana yalakalık yapıyor, ya ne olacağıdı?!'' derim. Ama öyle dediklerini pek sanmıyorum.

''Bana dokunmayan yılan bin yaşasın'' deyip köşeye sinilmesi gerek bu arkadaşların ''yalaka'' dediklerinden olmamak için, en iyisi değil mi? Evet evet en iyisi. Ne de olsa milli ideolojimiz olmuş bu ''bana dokumayan yılan bin yaşasıncılık'' , kimse bize 'yalaka' demesin de ne olursa olsun. Yaşarız biz mis gibi, zaten yılan da dokunmuyormuş.

21 Aralık 2010

Gerçek Kesit 4 - Selâmi the Sinek Avcısı

Başka yer yokmuş gibi çarşının en kuytu köşesine dükkan açan Selâmi, uzun zamandır dükkanında sinek avlıyordu, ta ki O'nun sinek avlama yeteneklerini merhum arkadaşlarının ailelerinden öğrenen sineklerin, Selami'nin yeni kurbanı olmamak için dükkanın yanından bile geçmeme kararı almalarına kadar.

Selâmi tüm sineklerin korkulu rüyası olmuştu ama haberi yoktu. Adeta bir Raid sinek savardı, belki haberi olsa Raid'in reklamlarında oynayıp köşeyi döner, biraz yürüdükten sonra da züccaciye dükkanına geri dönerdi. Ama haberi yoktu işte, kısmet hep bu işler.

Sinekler de gelmeyince dükkanda uğraşacak bir şeyi kalmayan Selâmi, kapının önüne çıkıp dışarıda dolanıyor sonra yine içeri girip etrafı kolaçan ediyordu, müşteri gelmiyor diye canı fena halde sıkılan Selâmi en sonunda sandalyeye oturdu ve masanın üzerindeki Posta gazetesinin çengel bulmacasını çözmeye başladı. Tam ''boru sesi''nin ''ti'' olan cevabını yazıyordu ki, dükkanın önünde bir karartı belirdiğini farketti, evet evet gelmişti! Müşteri! Dükkanın camından içerideki bir şeylere bakıyordu!

Birden heyecanlandı, gözleri anime karakterleri gibi kocaman oldu, salak salak gülümsedi ve saçını düzeltti, müşteriye güzel görünmesi gerekiyordu. Ayağa kalktı, ellerini kavuşturup gülümseyerek; ''Buyrun efendim içeride daha farklı modellerimiz var. '' dedi.

İçeri girmek istemeyen ama hâlâ içeriye bakan kişi birden ''Yok yok bir şey almayacağım, duvardaki saate bakıyordum, saatimi evde unutmuşum da, telefonun da şarjı bitmiş, saate bakıyorum ben.'' deyince, Selâmi bir duvardaki saate, bir müşteri sandığı adama baktı, 2-3 kere bunu tekrarladı. Sinirlendi ama farkettirmedi, bulmacasına geri döndü ve ''boru sesi''nin cevabını yazdı.

Selâmi çok üzülüyordu - ne parası ne pulu vardı, hoş pulu olsa onu satıp para kazanabilirdi ama o bile yoktu. Zaten o ticarette değil sinek avlamada yetenekliydi ama bunun farkında değildi. Keşke yeteneğinin farkına varsa da Raid'i bundan haberdar etseydi, birlikte tüm sineklerin kökünü kuruturlardı. Ama Ak Gandalf'ın da dediği gibi; ''Bu işler hep kısmet''

Yıllar sonra;

Selâmi - Dükkân duvarında asılı olan saate bakanlardan para almaya başladı, saate bakanları kamerayla tespit ediyor, zorla da olsa parasını alıyordu.

Bu arada dünyada çok büyük bir sinek istilâsı yaşanıyordu, her tarafı istila eden sinekler Selâmi'den korktukları için yalnızca O'nun dükkanına girmiyor ve bu olay da dolayısıyla herkesi şaşırtıyordu. Bu enteresanlığı araştırmak için Selâmi ile görüşen Raid araştırma görevlisi, Selâmi'ye bir iş teklifinde bulundu. Teklife göre; artık Raid sinekkovarlarda Selâmi'nin bedeninden alınmış küçük bir parça olacak ve bu sinekkovarı alanlara sinek asla yaklaşamayacaktı.

Selâmi bu teklifi tabii ki kabul etti, hem o parayı buldu hem dünya insanlığı kurtuldu, Selâmi the Sinek Avcısı herkesin kahramanı oldu!

16 Aralık 2010

Bir zamanlaaar...

Parktaki bankta elindeki Iphone'uyla otururken yanından geçen 82 yaşındaki M.I'ya gülümseyerek ''Bir zamanlar birbirimize çağrı atıp eğlenirdik'' diyen 18 yaşındaki U.H. ; 82 yaşındaki M.I.'nın böbürlenerek kurduğu ''bir zamanlar'' ön sözlü cümlelerden dolayı bilgi zehirlenmesi geçirerek hastaneye kaldırıldı.

Genç U.H'nın bir daha kendinden yaşlı insanlara ''bir zamanlar'' ile başlayan cümleler kurmayacağı kesin gibi gözüküyor.

Hastanedeki U.H'nın durumuna çok üzülen 82 yaşındaki M.I.'nın ''Herşeyin fazlası zarar'' diyerek ağladığı bildirildi.

Tıkırtı Haber - Aralık 2010 - Foto

2 Aralık 2010

Reklam aldım.

Yarım saatliğine de olsa Angelina Jolie dudaklarına sahip olmak ister misiniz?

Evet mi?
Eğer cevabınız ''evet'' ise hemen yazıdaki ''numara''yı uygulayın. Bu numara kimsede yok!!!

Şimdi hemen Özçiğdek Kardeşler'den 1 kg tuzlu çekirdek alırsanız, yanında 1 çekirdek bizden size hediye!!

Numara: Aldığınız 1 kg tuzlu çekirdeği tencerenin (evet tencere) içine boşaltın ve hiç aralık vermeden çitlemeye başlayın. Hoş zaten siz ara vermek isteseniz de çekirdekyiyengillerde otomatiğe bağlama (çekirdek-el-ağız üçlemesi) özelliği mevcut olduğu için bu isteğiniz maalesef boşa çıkacaktır.

Bir süre sonra çitlediğiniz çekirdekler dudağınızda dayanılmaz bir acı hissetmenize yol açacak, eğer yol açmadıysa biraz daha çitleyin ki yol açılsın, zaten açık yolda gezmeyi de hep sevmişimdir bence çok güzel bir şey (konuyu dağıtmak). Neyse, ne diyordum. Dudakta acı varsa olmuşsunuz siz, gidin aynaya bakın, hey maşallah dudaklara bak!! Artık yarım saatliğine jolie konseptinde dolanabilirsiniz! He ama ''hala acı hissetmiyorum beeağn?!'' diyorsanız gidin o dudakları tahriş ettikten sonra tuza bastırın ama biraz acıtacak. :))))))))))))))))) :psikogülüş: O da acıtmadıysa Allah sizi kahretmesin, ne biçim dudak var be sizde? Tövbe estağfurullah nasır falan mı bağladı ne oldu ya??

Ürünümüzden memnun kalmazsanız o sizin sorununuz. Ayrıca bu 1 kg'lık çekirdeği cidden yarım saatliğine şiş dudaklarla gezmek için alıyorsanız size ne diyeceğimi bilemiyorum. Ama çekirdekler güzel bak, valla al ye! Ucuz hem!
Evde denemeyin sonra benden bilmeyin.
Başlığa bakıp cidden reklam aldığımı düşünenlere sevgiler.
 
- Tuşların Tıkırtısı: Aralık 2010
© 2008-2012 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.