29 Ocak 2011

Haşlama çay

Sallanan sandalyeme oturmuş yanımdaki pencereden kar yağışını izliyorum. Kar, ne güzel yağıyor kar... diye düşünürken ''kar'' kelimesinin etimolojisini araştırmak istediğimi farkediyorum, sonra önümdeki masada içilmeyi bekleyen sıcak kahveden bir yudum alıyorum. Karşımda da bir ayna var, o bana bakıyor ben de ona bakıp siyah çerçeveli gözlüklerimi düzeltiyorum. Sonra masadaki James Joyce'un Ulysses'i gözüme çarpıyor, onu alıp okumaya başlıyorum, başlıyorum ama bir taraftan da pencereden gördüğüm dışarıda savrulan kar tanelerini izlemek Ulysses'i okumaktan daha cazip geliyor, atıyorum kitabı bir kenara ve dışarıdaki karlı havanın soğukluğunu elimdeki sıcacık kahve kupasıyla dindirmeye çalışıyorum...

(gözler ovuşturulur)

Dur ya dur...

Bir dakika, aslında üzerimde giyilmekten diz yapmış bir eşofman var. Dışarıda da kar değil leş gibi çamurlu çamurlu yağmur yağıyor, masanın üstündeki kupada da kahve değil tekrar tekrar ısıtılmaktan ziyan olmuş bir çay var, önümde  adını bile doğru düzgün telaffuz edemediğim o kitap yok, başka kitap var. Hmm bir de kalorifer doğru düzgün yanmadığı için donmayayım diye üstüme battaniye örtmüştüm o var, böyle.  Haşlama çayımı içip burnumu silerken bir taraftan da sırtımı kaşıyorum. Bu.

26 Ocak 2011

Maddeler.

- Herkes -de/-da'ları ayrı yazmayanlara sinir olurken, ben direkt'i direk diye yazanlara sinir oluyorum. Direk değil o kardeşim, direkt, hatta ve hatta ''direct''. Başka bir dilden gelmiş, biz de onu 'direkt' diye çevirmişiz. Bari direkt diye yazmıyorsak 'doğrudan' diye yazalım veya 'dosdoğru' diye, bak böyle daha bizden oldu, oh mis gibi. Canlı Para'ya, Kelime Oyunu'na falan çıkınca lazım oluyor hep bunlar. Öptüm.

- Sanırım bu Biskolata Starz reklamı cidden işe yaramış, hiçbir markette bulamıyorum kendilerini, ben tadına baktıktan sonra yok sataydı çok güzel olacağıdı. Kısmet.

- Dün bir haber bülteninde Muhteşem Yüzyıl dizisinden sonra tarihi kitap satışının artışıyla ilgili bir haber vardı, haberdeki kitabevinin sahibi şöyle dedi; ''Diziyi izledikten sonra gelip 'Muhteşem Yüzyıl ile ilgili kitap var mı?' diye soran insanlar var'' Ben şimdi buna gülsem mi ağlasam mı bilemedim, ne güzel insanlarız. Hı bu arada Yüzüklerin Efendisi'nin de kitabı çıkmış. (2 sn'liğine son cümleyi cidden inanarak yazdığımı düşünsene)

- ''Azimli sıçan duvarı deler'' cümlesindeki 'sıçan'ı yıllarca fare sandığım için, cümlede ne denmek istediğini anlamamıştım, niye böyle şeyler yapıyorum bilmiyorum.

21 Ocak 2011

Nefretlik diyaloglar - 5

Kan bile çıkar bu diyalog sonrasında, aman diyim.

Birisi: Aayy bu çocuk sizin mi?
Baba: E bizim tabii...
Birisi: Dur bakayım, kaşı gözü hiç sizin gibi değil ama...
Anne: ??!?!? (baba bu sırada tip tip anneye bakar)
Birisi: Valla hiç benzemiyor size ya ehehehehheeahhshsfdh (psiko gülüş)
Baba: Benziyor ya işte baksana, burnu aynı ben, bana benziyor (çocuğunun burnunu sıkaraktan)
Anne: Hayır bana benziyor asıl...
Birisi: Ya diyorum işte babasına hiç benzemiyor bu ehehehhehehehashhdhdh (psiko gülüş strikes back)
Baba: Lan ?!?!
Birisi: ehehehhdhsdjsd
Anne: Kahve pişireyim.

20 Ocak 2011

Ayı ayağı sendromu

Ugg görmekten kurtulduk derken şimdi de tüylü çizme midir bot mudur öyle şeylerden çıkartmışlar. Tabii ''moda olan herşeyi giymezse ölecek hastalığı''ndan müzdarip olan ablalarım da durur mu? Hemen ayaklarına bu ilginçlikleri geçirirler ve sayelerinde sokaklar ayı ayağı sendromuna tutulmuş insanlarla dolar. Sağolsunlar. (kafa hafifçe yana eğilerek söylenir)
Bak şimdi aklıma geldi, tüylü çizme deyince yine kulağa bir nebze hoş geliyor ama ''kıllı çizme'' de mesela, çok çirkin değil mi? Tüylü çizme diye değil de 'kıllı çizme' diye satsalar ''ıyy kıllıymış bu ya ?!'' deyip bunu kimse almazdı, eğer öyle olsaydı çok iyi çok güzel olurdu. Ama olamadı.

(favorim ahahah)
 
Tuşların Tıkırtısı: Ocak 2011
© 2008-2015 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.