22 Şubat 2011

Sarı leblebi

Sarı leblebinin bir duruşu var. Yok mu? Bence var.

O diğerleri gibi değil. Çerez tabağının en mütevazı, en kendine has duruşu olan, en hüzünlü yemişidir sarı leblebi.

O bademdeki yanına yanaşılmayan çocuk imajı, antep fıstığındaki ''ben dünyanın en güzeliyim'' havaları, efendime söyleyeyim ay çekirdeğindeki ''en çok beni yiyeceksiniz!'' tribi yoktur hiç sarı leblebide... (burada hüzünlü fon müziği girer)

O, tabağın en dibine itilir çoğu zaman, ama laf etmez hiç. Melül melül kendini keşfedecek parmağı bekler.

Candır sarı leblebi, adam olun. (niye birden sinirlendim bilmiyorum)

5 Şubat 2011

Evde temize geçeriz...

Okulda, işte veya herhangi bir yerde kötü yazdığın yazıyı evde temize geçmek istersin bazen.

O yazıyı yazdığın sırada acele ettiğin için kötüleşmiştir yazın, dikkat etmemişsindir neyi nasıl yazdığına, işte o yüzden harfler birbirinin üstüne binmiş, kimi cümleler de kendi satırından taşıp üst satırdaki cümlenin üstüne abanmıştır. Ama bunu yazdığın sırada anlamazsın, çünkü nasıl yazdığına değil neyi yazdığına bakmışsındır. Ne zaman ki o yazıyı yazmayı bitirir uzaktan uzağa yazdığın sayfaya bakarsın, o zaman anlarsın ne denli kötü yazdığını, ne denli kötüleşebileceğini yazının.

Sonra ''O kadar da uğraşmıştım'' dersin. 'Evde temize geçmek' tek çözümündür artık, öyle ya evde temize geçersin, tertemiz bir sayfada düzgünce yazar; sevmediğin yazının olduğu kağıdı da buruşturup çöpe fırlatırsın, sanki hiç yokmuş, hiç olmamış gibi, unutur gidersin.

Peki size de oluyor mu bu? Yani... yazı yazmanın dışında ''temize geçmek'' istemek? Hani bir şey yaparsın, bir şey söylersin ama o sırada onu söylediğini duymaz, sadece söylersin, aklın değil sadece dilin çalışır bazen...

İşte ben o zamanlar, yani aklımın değil sadece dilimin çalıştığı zamanlar, tıpkı kağıda kötü yazdığımı en son farkettiğim andaki gibi hissediyorum, ''Düşünmeden konuşmuşum'' , ''Temize geçsem olmaz mı?'', ''Yaşamamış saysak veya düzeltsem bu yaptıklarımı? Hani bir ihtimal?'' diyorum kendi kendime. Size de olur biliyorum, oluyordur.

Ama bazılarına ''hep'' oluyor, onlar hep öyleler, hep dilleri çalışır, onların hep sadece dilleri konuşur. Akıllarını devreye sokup düşüncelerini dökmezler onlar, sadece konuşur veya yazarlar.

Ve bu arada unutmadan... Bizden o ''hep''leri dışında bir farkları daha vardır onların. En sonunda söylediklerini, yazdıklarını, yaptıklarını temize geçmek istemeyi bir kenara bırakın, o yaptıklarının kötü olduğunun bile farkına varmazlar, çünkü onlar hep doğrudur kendilerince, dilleri akıllarını ele geçirmiştir; boş boş konuşur, ona buna gereksiz laflar atarlar.

Şimdi düşünüyorum da, bizim değil ama onların ''evde temize geçme hakkı'' olsa keşke, çünkü onlara çok daha gerekli, buna bizden binlerce kat fazla ihtiyaçları var onların. Dilin aklı ele geçirmesi hastalığının sürekli hastası olanlar, evde temize geçebilseler keşke, keşke bilseler aslında neler dediklerini, yaptıklarını. Keşke.
 
Tuşların Tıkırtısı: Şubat 2011
© 2008-2015 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.