29 Eylül 2011

Yok bir şeyim.

Benim boğazım acır bazen, yutkunamam, yutkunsam sanki biri iğneyi boğazıma bastırıyor gibi olur. Sonra, burnum da sızlar. Bunlarla birlikte bir de sesim titrer. Sesimin titrediği belli olmasın diye bazen konuşmam. Saçma mı? Olsun.

Bir de şey oluyor, gözlerim. Gözlerim, ''bir damla daha su düşse taşacak'' kıvamına gelen çeşmeler gibi oluyor. O zamanlarda da gözlerimi kapamıyorum, böyle kocaman kocaman etrafa bakıyorum. Çünkü kaparsam gözlerimi, düşer o küçük damlalar aşağı ve anlar herkes ağladığımı. Anlamasınlar istiyorum. Gerçekten. Çünkü anlarsa bazıları, hemen yanıma gelip ''canım nooldu? yapabileceğim bir şey var mı?'' diye sorarlar, sanki gerçekten bir şey yapacaklarmış gibi. Sonra da ben ''yok bir şeyim'' der ve geri zekalı gibi gülümserim.

Ne kadar yalan bir diyalog. ''Canım nooldu?'' diyenden tut, ''Yok bir şey'' deyip gülümseyen kişiye kadar kocaman bir yalan.

İşte ben bazen, bu kocaman yalanlar olmasın diye boğazım acısın istemiyorum. Burnum da sızlamasın. Sesim de titremesin. Gözlerim de hiç dolmasın. Çünkü ben bazen, geri zekalıyım ''o hiç ağlamaz''ım, tanımayanlar için ''o hep soğuktur''um, tanıyanlar için ''o hep tatlıdır''ım. Ben benim ağzıma sıçayım.

25 Eylül 2011

Mutlaka Görüşelim(!)

Bir yerlerde dolanırken yıllardır görmediğimiz insanlarla karşılaşırız bazen. Kimi zaman biz, kimi zaman karşımızdaki laf atar konuşma başlatmak için. Hiç laf atmayıp tırıs tırıs gidenler de vardır tabii. İşte ben şimdi bu insanları gruplara ayıracağım, bazen ayrımcılık yapmayı çok severim.

1. Grup
''Aaa bu şey değil mi ya? Hııı evet o! Ay ne zamandır görmüyordum ne çok değişmiş, gidip bir sarılayım''cılar.

Bu gruptakiler, 41646 gün sonra gördükleri, o 41646 gün içinde ''naber?'' dahi herhangi bir kelime etmedikleri, belki de adını unutup sadece cismini hatırladıkları kişiye bir samimiyet gösterisi sunarlar. Cümlelerin arasına en yapmacığından(istisnalar kaideyi bozmaz) bir de ''CANIM YA'' tıkıştırdılarsa onlardan uzak durmak, konuşmayı hemen bitirmek ve koşarak uzaklaşmak sinir sistemimiz için hayli gereklidir. Aksi takdirde konuşmayı saçma yerlere götürme, karşısındakinin kendisiyle ilgilenip ilgilenmediğini umursamama, motor takmış gibi ''ya ben çok özledim''ler sıralama gibi türlü yapmacıklıklara devam etme gibi ekstra yan etkileri görülmektedir. BLOCK.

2. Grup
''Bir cisim yaklaşıyor. Aaa bu cisim bizim sınıftaki şey yaa! Evet o. Hmm görmemezlikten mi gelsem acaba... Yok yok bi selam vereyim, sonra başkalarına bir selam bile vermedi diye anlatır. Vermesem mi ya? Yok yok vereyim. ''Selam!'' deyip kaçarım''cılar.

Bu grubu kısaca ''ne şiş yansın ne kebap''çılar olarak da anabiliriz. Bu arkadaşlar feci kurnazdırlar. Kendi itibarlarını zedelememek için ilgileniyor-muş, unutma-mış rolü oynar, kısacık bir selam konuşması yaparak da karşılarındakini sıkmadan arkalarını dönüp giderler. 1. gruptakilere nazaran çok mantıklı olan bu kişiler de yapmacıklıktan az buçuk nasiplenmişlerdir. Ama olsundur.

3. Grup
''Yaaa bu nerden çıktı şimdi! Öff Allah'ım lütfen beni görmesin, görse de tanımasın, tanısa da laf atmasın, laf atsa da kısa kessin yürüsün gitsin nolur nolur!''cular.

Bunlar, belki de yıllardır görmedikleri insana selam vermeyi bırakın, o insanla gözlerinin birbirine değmesini bile istemezler. Çünkü ''konuşacak ortak bir şeyimiz yok, niye yalandan 'ay seni çok özledim cınıms' falan diyeyim ki'' diye düşünürler. Görmemezlikten gelmeleri ile meşhurdurlar, kimileri tarafından ''Soğuk nevale, allahın suratsızı'' diye nitelendirildiklerinden haberdar olmalarına rağmen, bu durum afedersiniz ama çok da şeylerinde değildir. 54615 gündür görmedikleri kişinin yanından geçerken içlerinden ''NOLUR BENİ GÖRMESİN NOLUR'' diye telaşlanır, dışlarındansa son derece cool ve umursamaz görünürler. Değişik bir türlerdir.

- BONUS-
Şimdi uzun zamandır görmediği insanla konuşurken cümlenin sonuna ''Mutlaka Görüşelim'' ekleyen arkadaşa bir şey söyleyeceğim; Mutlaka görüşmeyeceğiz, mutlaka aramayacak ve de aranmayacaksın, boşuna mış gibi yapma canım benim, gerek yok hiç, valla. Aynı duyguları paylaşıyoruz aslında.

Finduilas.

11 Eylül 2011

Senden başka herkes ikiyüzlü.

Kötü özellik ne? Kime göre kötü özellik? Toplumun çoğunluğuna göre mi? Yani, çoğunluğun yadırgadığı şey mi kötü olan özelliğin? Sana ''kötü'' diyen tipler, birden onlara yaranmak için sevdikleri şeyi yapsan ''süper özellikli biri'' olarak mı anılmaya başlayacaksın? Veya senin ''kötü'' dediklerin senin hoşuna giden şeyleri yapsalar birden senin gözünde ''mükemmel insan modeli'' mi olacaklar?

Evet mi?
- Evet.

İkiyüzlülük mü bu?
-Evet.

Peki sen ''İkiyüzlü müsün?'' diye sorulunca ''Evet'' diyor musun?
- Hayır.

Senden başka herkes ikiyüzlü mü yani?
- Evet.

Peki sen niye değilsin?
- Çünkü şu yüzden.

Bir şey diyeyim mi?
- Evet.

Bir siktir git.
- Ha.

3 Eylül 2011

Terlik sesi.

Sabah uyandığında yanında olması gereken şey yoktu. Etrafına tekrar bakındı, yine göremeyince ''Belki yıkanmaya gitmiştir'' dedi. İlk defa ondan ayrı yıkanmaya gitmişti, birden aklına bir şey düştü ve endişelendi. Çünkü o, büyüklerinden ''yıkanmaya gitmek'' ile ilgili epey kötü şey duymuştu. ''Yıkanmaya gitmek'' ayrılık olabilirdi, o'nu bir daha görememekti belki de.

Bir köşeye sinip gelmesini bekledi. Zaten o, hep bir köşeye sinerdi. Daha doğrusu ''onlar''. Hep buruşturulup köşeye atılır; oradakinden daha kötü bir yere atılıncaya dek de o köşede dururlardı.

Sonra bir ses duydu. Terlik sesi; hani terlikler çıplak ayağa giyilince tarifi zor bir ses çıkartırlar ya, işte onu. Elindeki leğenle hızlı adımlarla ona doğru gelen sahibinin sesiydi o, o sesin sahibi ayağı iyi tanırdı.

Leğenin içinde yıkanmaya gitmiş şeyler vardı, belki O da vardı. ''Olmalı'' diye düşünüyordu, tek tek yıkanmış, temizlenmiş o şeylere sindiği köşeden bakarken.

Yoktu. Büyüklerinden duyduğu korkutucu şey onun başına da gelmiş, tekini kaybetmişti. Yıkanmak için o canavar makinanın içine giren ve kaybolan diğerleri gibi o da kaybolmuştu. Ağlamak istiyordu ama yapamadı, o ağlayamazdı ki. Bir bez parçası nasıl ağlasın?

Sonra sahibi onu gördü, yerden aldı ve yan odada oturan birine ''Teki nerde ya bunun?'' diye sordu. Cevabın ''Burda!'' olmasını çok istiyordu, ama cevap ''Bilmem, yine kaybolmuştur... Onu da at çöpe gitsin, artık bir işe yaramaz.'' olmuştu.

Bir poşetin içine tıkıştırıldı, çöpe atıldı.
Ve bir teki kaybolmuş çorabın hikayesi daha burada sona erdi.
(teki kaybolmuş çorapları koruma ve kollama derneği)
 
Tuşların Tıkırtısı: Eylül 2011
© 2008-2015 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.