23 Ekim 2013

Konuşuyorum.

 Biraz seninle konuşalım.

 Burası sanırım en uzun süredir ikamet ettiğim yerlerden biri. Yan taraftaki "zaman makinesi"ne göre 5 yıl olmuş buraya geleli.  Az önce o zaman makinesini karıştırdım ve yazdığım bir iki şeyi -rastgele- okudum  ve sonra gözümü kısıp içimden çığlık atarak kendi kendime “Hayır bunu yazmış olamam!” dedim. 

Genelde bunu yaparım, yani geçmişte yaptığım bir saçmalığı hatırlayıp “HAYIR BUNU DEMEMİŞTİM DİMİ YA YAPMAMIŞTIM  HERHALDE BUNU YANLIŞ HATIRLIYORUM??” diye içimden  kendi kendime bağırıp o anı silmeye çalışmayı. En nefret ettiğim anı hatırlama durumlarından biri, hayır neden o kadar güzel şey varken gidip dandik bir anını hatırlarsın? Sana soruyormuşum gibi oldu, hmm  olsun, sana da oluyordur. Soruyorum evet bunu okuyan arkadaşım, neden gidip en güzel anılar arasından dandik anını hatırlıyorsun?

 Bir de böyle rezil anıları genelde en hatırlamamam gereken zamanlarda hatırlıyorum ben. Mesela  yastığa kafamı koymuşum  tam uykuya dalacağım,  kafamda bir şey beliriyor ... beliriyor... belirmeye devam ediyor... belirme tamamlanınca  gözlerimi  birden açıyorum  ve “REZALET  OF NEDEN ÖYLE BİR ŞEY YAPMIŞIM?” derken buluyorum kendimi.  O an dünyanın en iğrenç yaratığıyım, çirkin, pis kokulu, küflü ekmek suratlı orklardan bile daha iğrenç biriyim. Ama sonra, taş çatlasın 2-3 dakika sonra, o iğrenç hissetme ve kendi kendine içinden bağırma olayı gidiyor. O kadar kısa süre içinde o kadar şey hatırlamak ve üstüne üstlük kendi kendine sinir olmak falan müthiş şeyler değil mi? Bence müthiş, müthiş olan rezil anı hatırlamak değil tabii ki, olayın oluşu genel olarak müthiş.  

*Geçmişte buraya yazdığım bir şeyi okuyup kendime sinir olmamdan konuyu buraya getirmem de müthiş oldu gerçekten, neyse arada buraya gelip böyle konuşucam/yazıcam sanırım. 

(Kendime ve bunu  okuyana not: O aniden gelen rezillik anılarını muhtemelen senden başka pek kimse hatırlamıyor.)

5 Ekim 2013

Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı

Hayallerimiz için çabalamayı bıraktığımızda kendimizi iyileştirme şansını da kaybettik.
Şimdi size çok güzel bir kitaptan bahsedeceğim. Belki de çoğunuzun doğumunu gün gün bloglarınızdan izlediği bir kitaptan; hayallerinden vazgeçmeyen ve size de hayallerinizden vazgeçmemenizi söyleyen Melda Uytun’un güzel kitabı,“Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı”ndan.

Kitabın bana ulaşmasını uzun uzun bekledim ve o uzun bekleyişimin acısını, kitap elime ulaşır ulaşmaz tüm geceyi kitabın bütün sayfalarının içinde gezinerek çıkardım. Çok da güzel yaptım.

Kitapta Ireth karşıladı beni. Ireth, hayalleri olan ama bu hayallerini dünyanın tekdüzeliği yüzünden istemeden rafa kaldırmış biri. Hayallerini bir kenara kaldırması, Ireth'i farkında olmadan günden güne bambaşka, hiç istemediği birine dönüştürüyor ve bir süre sonra kendini o tekdüze dünyadan çok farklı, kuzgunlu, büyücülü, hayallerle beslenip büyüyen bir yerde  buluyor. 

Orada Ireth’e, Estelwen, Lona ve Daeron adlı başka hayalciler de katılıyor. Eğer hayalleri olan insanlardan biriyseniz, bu hayalcilerin her birinde kendinizden minik parçalar bulabilirsiniz, belki benim yaptığım gibi arada bir kitabı kapatıp kendi kendinize gülümseyebilir veya kızabilirsiniz de.

Başka neler mi var? Çok fazla şey var tabii ama hepsini burada anlatamam! Mesela güzel sesleriyle havada süzülen Airis'ler var, tabii Darkspur adlı korkunç yaratıklar da var. İnsanların neden hayallerini  yüzüstü bırakıp tekdüzeleşmeyi seçtiklerini bir türlü anlayamayan Luphildern Ugmar adlı bir büyücümüz de var. Beyazlar ve Gölgeler var. Hayallerle dolu güzel insanın yazdığı güzel kitap Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı’nın her bölümünde şarkılar da var.

Daha neler olduğunu bilmek isterseniz kitabı edininiz efenim. ^.^

Gerçek olmayan bir şeyi hayal edemezsiniz.
 
Tuşların Tıkırtısı: Ekim 2013
© 2008-2015 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.