28 Mayıs 2013

Pencereden

Geçen sene sonları, babamın 1 ay hastanede kalmasını gerektirecek bir şey oluyor. Ailecek 1 ay hastanede kalıyoruz. Esasında hastanede kalan kişi sadece babam, ama o hastanede kaldığı  için biz de hastanede kalmış sayılıyoruz, kafamız hep orada. Fiziken sürekli orada olmasak da, oradayız.

Hastanedeyiz, korktuğumuz şey çıkmasın diye dua ediyoruz. 27 Aralık, doğum günüm, hastanenin kafeteryasında minik hazır keklerle doğum günümü kutluyoruz –kutluyor muyuz?-. Korktuğumuz şey çıkmasın diye dua etmeye devam ediyoruz, babam raporlarıyla ilgili anlamadığı şeyleri google’da aramamı istiyor. Ben aramıyorum, ama babama yalan söyleyip “Önemli bir şey değilmiş.” diyorum, çünkü önemli bir şey olmamalı, çünkü öyle. Hastanedeyiz, yine dua ediyoruz, dua. Dua etmek, ya korktuğumuz şey olmasın diye, ya da çok istediğimiz bir şey olsun diye dua etmek. Dua etmek ne garip.

Hastane de çok garip yer. Bir yerin bozuluyor ve onu tamir ettirmeye gidiyorsun, bekliyorsun, düzeliyor muyum diye merak ediyorsun, bekliyorsun, hep bekliyorsun, beklemek. Hastanedeki  1 ay, gün gün geçiyor. Babamın hastanedeki odasına da 1 aydaki günler gibi oda arkadaşları gelip gidiyor. 

O oda arkadaşlarından biri... Beyazlamış saçlı, esmer, uzun boylu, hoşsohbet, emekli bankacı, bir gece babamın yanındaki sandalyenin üzerinde uyumaya çalıştığımı görünce yatağından bana bakarak, endişelenmiş sesiyle, “Kızım orada üşürsen battaniyemi vereyim?” diyen biri. Kaç yaşındaydı bilmiyorum ama önemli değil, iyi bir insandı. Babamdan önce hastaneden çıkmıştı, iyiydi. Yani en azından öyle görünüyordu. Hastaneden çıktıktan sonra onu hiç görmedim. Sonra, biz hastaneden çıktıktan yaklaşık 1 yıl sonra, onun vefat ettiği haberi geldi. Üzüldüm. Ölüm haberlerine üzülmekten başka bir şey yapamamamız üzücü. 

Bunları neden yazdığıma gelecek olursam... Bugün onunla konuşurken not aldığım bir şeyi buldum. Çok tuhaf. Telefonuma onun söylediği cümleyi kaydetmişim*, telefonumdaki notlar bölümünü bugün karıştırmasaydım hiç o cümleyi kaydettiğimi, bırak kaydetmeyi o konuşmanın geçtiğini bile hatırlamayacaktım. 

Hastanedeki günlerden birinde, pencerenin önündeki sandalyeye oturmuş kitap okuyordum. Sonra o yanıma geldi ve pencereden dışarı bakmaya başladı. Sandalyeyi ona vermek için kalkıp nasıl olduğunu sordum ve o, *“Şimdi pencereden dışarı bakıyorum. Ne güzel ağaçlar, çiçekler, çocuklar...  Ama pencereden bakıyorum. Onlar dışarıda, ben buradayım.” dedi. Kaydettiğim cümle bu. Bunu söylediği an ne diyeceğimi bilememiştim, sonra bunu telefonuma kaydetmişim. Okuyunca çok basit gibi duruyor  ama bir hastanın dışarıdaki güzelliklere yalnızca pencereden  bakabildiğini söylemesi... Yani bilmiyorum, belki de o dönem babamın durumundan dolayı bundan çok etkilenip kaydetmişim. İyi de etmişim.  

Bu yazı burada dursun istedim.

Hepiniz iyi olun.

(saatler sonra gelen not: bu arada, babam iyi korktuğumuz şey olmadı. )

4 lafazan:

Milena dedi ki...

bu hissi çok iyi biliyorum.Her hastaneye yatışımda kalkabildiğim zamanlar gidip dışarıdan normal!!dediğim insanları izledim ve ne saçma şeylere üzüldüklerini oysa sadece dışarıda olabildikleri için ne kadar şanslı olduklarını düşündüm..hasta insanlar bu yüzden hayatı başka görür şimdi dışarıdayım!!ve çiçekleri gördüğüm için bile çok şanslıyım:)
umarım baban iyidir..

ozlem acar dedi ki...

Allah rahmet eylesin o kişiyi,babanıza da şifa versin.O anı unutamazsınız kolay kolay

Boşveeer! dedi ki...

Seni çok iyi anlıyorum. Benim annem de 1 ay hastanede yatmıştı. O korku o dualar, yüzüne taktığın o gülümseler. Şuan iyi çok şükür, Allah bir daha yaşatmasın.

a. dedi ki...

ah ne samimi yazı, gözümden kaçmış...

 
Tuşların Tıkırtısı: Pencereden
© 2008-2015 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.