3 Mart 2012

Takla atamamak

İlkokulda beden dersinin olduğu güne yoğun stresle başlayan biri olarak ‘’en sevdiğim ders beden!’’ diyen tiplere içten içe sinir olduğumu gizleyecek değilim. Evet beden derslerinden nefret ederdim, bu nefretin tek sebebi de tabii ki şu takla atma saçmalığıydı.

Herkes eşofmanlarını giyer, sıraya girer ve beden hocasının gelmesini beklerdi. Eğer o hoca elinde voleybol, basketbol toplarıyla falan geldiyse tamam, o ders güzel geçecek. Fakat minder getirdiğini gördüğüm an...

İşte o andan itibaren korku... gerilim... kalp çarpıntısı... titreme... soğuk terler... minder... takla... an epic-fail story... coming... THIS SUMMER...

Pardon araya fragman girdi... Ne diyordum, heh işte o minderi gördüğüm andan itibaren, Allah ne kadar berbat duygu verdiyse sırayla onları yaşamaya başlıyordum. O minder demek; takla atmak demekti. Daha doğrusu ‘’takla atamamak’’.

Takla atmayı bir türlü beceremiyordum evet, ne var? N’oldu komik mi? Evde yere battaniye falan serip onların üstünde ''takla dersi''(!?) çalışmama rağmen o taklayı bir türlü düzgün atamıyordum. Tüm attığım taklalar ya başlamadan ‘’hocam boynum şey oldu :(’’ yalanıyla biter, ya da sağa sola eğimli taklaya dönüşüp pis veletlerin gülüşlerine maruz kalırdı.

Koca kasaların üzerinden atılan taklalarsa başlı başına gerilim filmi konusu olur, takla atmak için sıraya girmiş çocuklar, hepsi stres içinde ama hiç kimse birbirine belli etmiyor... Ya çok saçma, çok komik ama aynı zamanda çok gerilimli bir sahne değil mi lan? Zaten takla atmak başlı başına saçma ve komik bir olay bence.

Hayır benim asıl anlamadığım, beden dersinde takla atınca noluyordu? Niye takla atmak bu kadar önemliydi? Bu ülkenin çocukları neden beden derslerinde yıllarca takla atmaya zorlandı? Takla sporu diye bir spor mu vardı? Bu spor bizim ata sporumuz muydu? Bunların cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğim.

Ama öğrenmek istediğim bir şey var. Hani süper süper taklalar, parendeler atarak kendini bir şey sanan havalı tipler vardı ya, onlardan biri bu yazıyı okuyorsa kendisine soruyorum; Nooldu?? Takla attın da nooldu? Takla atmak üzerine bir hayat mı kurdun acaba naptın?He nooldu?

Merak ediyorum, gerçekten.

foto

25 Şubat 2012

Tam bir şey diyecektim...

Sesli düşünüyorum...

Birkaç kişi oturmuş bir konuyla ilgili harıl harıl sohbet ediyor, şakalar, komiklikler, kahkahalar falan, ortam güzel. Sen de bunları uzaktan uzağa izliyorsun... Sonra ''lan?'' diyorsun kendi kendine ‘’ben niye burda dut yemiş bülbül gibi oturuyorum ki? benim de söyleyeceklerim var!‘’

Diyorsun da, sen bunu dedikten sonra tam konuyla ilgili bir şey söyleyecekken o konu değişiyor ya............. Allah’ım o ne berbat, ne pis bir durumdur lan. Ağzın içine kaçıyor resmen. Sen o kadar yüklemi özneyi dolaylı tümleçi falan kafanda kur, yerine yerleştir, cümleyi söylerkenki surat ifadeni de hazırla, ağzını aç, tam söyleyeceksin, hooop konu değişsin.

Tebrikler, söyleyeceğini söyleyemediğin için canın sıkıldı ve boşu boşuna ağzını açtığın için de hava yutmuş oldun. Hava yutmak sağlığa zararlı, hoş değil, mideni şişirir, gaz yapar hep.

Gördüğünüz gibi bu durum kişiyi hem fizyolojik, hem psikolojik olarak etkilemektedir. (hep bu cümleyi kurmak istemişimdir)
Şaka bir yana içim parçalanıyor yemin ederim. Ben bu duruma düşünce ayrı parçalanıyor, başkasının bu duruma düştüğünü farkedince daha bir ayrı parçalanıyor. Bunu farkedince o kişinin yanına gidip ‘’sahi ne diyecektin sen ya, tam bir şey diyordun?’’ deyip çakallık yaparak sevap points kazandığım görülmüştür.

Bu ‘’diyeceğini diyemeden konunun değişmesi’’ durumuyla başa çıkmak istiyorsak atik olalım biraz gençler, atik. KOŞ. Fırlat. Söyleyeceğini söyle. Konunun değişmesine izin verme. *bu sırada eye of the tiger arka planda çalıyor*

- Bir de bundan ayrı, söylenen şeyin hiç kimse tarafından iplenmemesi durumu var , o da ayrı pis. Öyle havada asılı kalıyor adamın söylediği şey, ‘’lan keşke söylemeseydim, kimse duymadı mı yoksa ya? kamyon geçti belki onun sesinden duyamamışlardır ... bir daha mı söylesem?’’ diye kendilerini yer bunlar da. Onlara diyebileceğim tek şey; SİZ KONUŞMAYIN SAPITIYORSUNUZ.

Şaka şaka.

Hayırlı günler, iyi akşamlar.

foto

18 Şubat 2012

Aslında mutfak 10 adım ileride...


2 eliyle 6 bardak taşıdığını gördüğüm insan, benim için maharetli falan değil, üşengeç insandır. ''Off şimdi 2 saat mutfağa git gel mi yapacam ya... 3’ünü bir elime alayım, diğer 3’ünü de diğer elime, öyle taşıyayım'' kafasındadır. Kendimden biliyorum, öyledir.
Hoş üşengeçlikten doğan bir maharet de söz konusu olabilir ama konumuz o değil. Zaten konumuz o olsun istemezdim, yani ''Üşengeç insan aslında pratik insandır. Pratik insanın maharetleri ise saymakla bitmez. Onlardan biri de elbette 2 elle 6 bardak taşıma yetisidir. Buna şöyle bir örnek vermek uygun olacaktır...'' falan filan diye bir sürü sonu –dır ile biten, bayıcı cümleler kurmam hoş olmazdı. (bak bu paragraf acayip sıkıcı oldu mesela)
Neyse. Konumuz, sırf 10 adım fazla atıp 2 posta halinde mutfağa gitmemek uğruna bir sürü bardağı eline doluşturarak mutfağa giden, bardakların kırılması riskine, o bardakların kırılıp etraftaki camları süpürme riskine göz yuman insan. Yani sen. Evet. Naber naptın?
Hadi sen değilsen öbürü de olabilir. Hmm öbürü de mi değilmiş? Öteki olsun madem. O öteki de ben oluyorum. Merhaba.
Zira az önce odamda gün içinde birikmiş toplamda 6 adet olmak üzere, 3 adet meşrubat, 1 adet su ve tabii ki 2 adet de çay bardağıyla göz göze geldim ve aniden ''gurban olduğum ya rasulallah’tan'' bana hediye olan üşengeçlik kafam çalışmaya başladı.
O bardaklar... mutfağa giden yol... o bardaklar... yol... bardaklar... MUTFAK YOLU.
Hayır yani gören de beyaz sarayda yaşadığımı sanacak, ‘’odayla mutfak arası 100 metre herhalde de ondan git gel yapmaya üşeniyor’’ diye düşünecek, ‘’amma lakin ki öyle değil’’.
Mutfak 10 adım ileride, ama nasıl pis bir huysa bendeki fazladan 10 adımı atmaya bile üşeniyorum. Yani üşendim ve iki elime o 6 bardağı doluşturarak, parmaklarımı da akrep kıskacı misali sıkarak mutfağa doğru ilerlemeye başladım, ilerlerken kendi kendime ''ben bu kadar bardağı odada biriktirmeyi nasıl başardım acaba ya? onu bırak ben bunları ne ara içtim hiç hatırlamıyorum lan?'' diye söylenmeyi tabii ki ihmal etmedim.
Yani diyeceğim o ki, Allah kimseye böyle saçma üşengeçlikler vermesin.
Zor dostum. Çok zor..........
 
Tuşların Tıkırtısı
© 2008-2019 Tuşların Tıkırtısı
El emeği, göz nuru.
Tema || Minima Black adlı temayı tanımlanamaz hale getirdim.